18 Haziran 2017 Pazar

BABAM'A



             O hiç hastalanmazdı, yorulmazdı, yaşlanmazdı. Onun varlığı, sırtımı güvenle yasladığım bir dağı andıran dayanak gibiydi. Ramazan'ı birlikte geçirmek için bana geldiğinde, hala eskiden olduğu gibi duruyordu karşımda. Kırlaşmış saçları ve sakallarıyla, ilerlemiş yaşına rağmen yine dimdik ayaktaydı işte. Beyaz bir kâğıda sarıp, paket lastiği geçirdiği emekli maaşının tamamını bana teslim etti. "Ah babacığım neden bunu yaptın?" dediğimde. Güçlü ve şefkatli sesiyle "Ben, senin babanım ve ölünceye kadar da yanındayım. Benim neyim varsa senin..." dedi.

             Çocukluğunu yaşamadan büyümüş ve çalışmaya başlamış. Dışarıda satamadığı simitleri gizlice okulda arkadaşlarına satmaya çalışırmış. Eğer simit sayısı yüze ulaşırsa, parasını tam olarak alabiliyormuş. Yazları, başka şehirlere gidip oradaki çiftliklerde, artık çocuk haliyle ona ne iş verilirse yaparmış. Bir keresinde sıtmaya yakalandığı için evine geri göndermişler.

             Gençken çok paralar kazanmış. Petrol Ofisi'nin devlete bağlı olduğu zamanlarda, işçi olarak girdiği işinde göstermiş olduğu başarılar sonucunda, diğer işçilerin ücretinin beş katı kadar kazanır hale gelmiş. Türkiye'de tır sayısının çok az olduğu o dönemde, kasalarının imalatında çalışmış. Uçak yakıtlarının daha az maliyetle ve fazla miktarlarda taşınmasında büyük katkıları olmuş. Yeri gelmiş bir müdür kadar itibar görmüş. Fakat sonra bir şekilde oradan ayrılmış. Sonrasında, merkezinde tır ve kamyonların olduğu farklı işler yapmış. O dönemlerde de büyük paralar geçmiş eline. Talihsizlikler neticesinde -ki şoförlük yapanların çok söylediği bir söz vardır, "Arabacılık cılık" diye - kazandığı ne varsa hepsi gitmiş. Hiçbir zaman hak yememiş, harama el sürmemiş, lakin o çok zenginlikten geriye sadece bir emekli maaşı kalmış. Fakat o, emekli maaşını bana veriyor ve ben o parayı milyonlarca liraya değmeyecek kadar değerli bir hazineymişçesine saklayacak yer bulamıyorum bir an.  

             Çocukluğumda, fazlaca saçmaladığım o günlerde bile beni büyük bir insanmışım gibi dinler, dünyanın en akıllı çocuğu benmişim gibi davranırdı. Yanında, başkalarının yanında olmadığım bir rahatlıkla oturur, saatlerce sohbet eder, sadece onu üzmemek için dediklerini dinler, sözünden çıkmazdım.

             Bir kere yanağıma hafiften bir fiske vurduğunda ne kadar haklıydın ve başka bir zaman elini kaldırdığını bile görmedim bana. Evden kaçıp çocuk aklımla maceralara atıldığımda bile, sadece başıma gelecekler için korktuğunu biliyorum. Yine de kollarını açıp, benim sana dönmemi beklemiştin. Beş yaşında bir çocuk olarak fazlaca tehlikeli, aynı zamanda çok heyecan verici bir günlük küçük maceram bittiğinde, eve koşarak gelmiş ve sana sarılmıştım. Kendi kararlarımı almaya başladığım dönemlerde, "Sen doğrusunu bilirsin kızım" dedin. Sonuç ne olursa olsun yanımdaydın.  

              Değil mi ki varsın ve değil mi ki "Ben senin yanındayım" dedin bana, artık sırtım yere gelmez baba. Ben de bu sebeple ayakta durmalıyım. Tıpkı senin gibi...

              İyi ki varsın ve hayatımın her bir günü için babalar günün kutlu olsun.



              Not: Tüm babaların babalar günü kutlu olsun.