2 Mart 2017 Perşembe

BİTMEK ÜZERE OLAN BİR HAYAT

     
ölüm

       
          Yatağından doğrulur gibi yaptı. Gözlerinin içi gülüyordu. Yüzüme baktı. Sanki bir şey demek istiyordu. Ben de gülümsüyordum. Basit, oldukça sıradan ama gerçekte var olmak ve bunu sürdürebilmek için ihtiyacımızın kesinlikle olduğu, dünyanın oksijeninden  son bir nefes daha aldıktan sonra başı yastığına düştü. O bir kara delikti ve tüm dünya içine düştü. Hayatın anlamsızlığı bir kez daha karşıma çıkıyordu. Ne kadar kısa ve komikti hayatlarımız. Bir kelebeğin ömründen farksızdı. Kelebeğe bir günlük bahşedilen muhteşem güzellikteki hayatının yanından bile geçmiyorduk.

           O çok iyi bir insandı ömrünü en güzel şekilde tamamladı ve gitti.

           Onu ilk kez ilaç kokusunun eşlik ettiği, tüm misafirlerin ölümü beklediği, acının  göz yaşına eşlik ettiği hastane odasında gördüm. Cam kenarındaki yatağına uzanmış, beyaz teni, döküldükten sonra yeni yeni çıkan kır saçları vardı. Tatlı gülümsemesi ile ne kadar da cana yakın duruyordu. Doktorlar kolon kanserinin son evresinde olduğunu, yapılabilecek bir tedavinin olmadığını komşusuna bildirdiklerinde komşusu, son günlerinde ona eşlik edecek iyi birini aradığını arkadaşıma söylemişti. Benim de fazlasıyla işe ihtiyacım olduğundan çok, kimsesi olmayışına içlenerek kabul etmem, bizi bir araya getirmişti. İyi biri olduğuma emin değildim fakat kesinlikle benim ona ihtiyacım vardı.

            Kimsesi yoktu. Ne bir çocuğu, ne de yanında kalabilecek akrabadan birisi. Komşusu dışında  yakını olmadığı için ve maddi durumu da kötü olduğundan, hastaneye götürülmesi bile desteğe muhtaçtı. Bir kardeşi vardı Ankara'da oturan. Ondan para geliyordu gelirse. O para da bakacak kişiye ayrılmıştı.

            Hastanede oda arkadaşlarının ve kendisinin içinde bulunduğu durumda bile, ümitsizlik ve çaresizlik onun yanından geçmiyordu. Yemek yiyebilecek, tuvalete gidebilecek gücü vardı ya bu ona yetiyordu. Hasta arkadaşları ve hastane personeli tarafından seviliyordu. Komşuları iki günde bir gelip halini hatrını soruyor, ihtiyaçlarını karşılıyordu. Sabah yanına erkenden gidip, akşam yemeğini yemesini sağladıktan sonra eve dönüyordum. Neden kendisine bakabilecek bir yakını yoktu? Neden hiç evlenmemişti? Bu sorular aklıma geliyor fakat soracağım soruların onu incitmesinden korkuyordum.

            Bir gün, gözlerini cama dikmiş dışarıyı seyrederken, bana "Aslında çocuklarım da olabilirdi. Burada yanımda olmalarını isterdim. Senden memnunum fakat çocuklar başka olur. Ardımdan beni anacak, unutmayacak, torunlarıma birlikte geçirdiğiniz zamanlardan hikayeler anlatacak bir evladım olabilirdi" dedi. Gözlerinin biraz nemlendiğini fark ettim. "Tabi çok güzel olurdu. Ama bu kez sizinle tanışma fırsatını kaçırmış olacaktım" dedim. Hayatının son demlerinde olduğunu çok iyi biliyordu. Hazır gibiydi sanki. "Geçmişi değiştiremem" dedi. "Öyle olması gerekiyordu oldu. Gençliğimde benim de hayallerim vardı. Evlenebilirdim iyi bir aile kurabilirdim. Karşıma iyi insanlar da çıktı belki ama hiçbir zaman cesaret edemedim. Biri vardı onu sevmiştim olmadı ama. Ondan sonra da kimse olamadı zaten. Kaderin önüne geçilmiyor kızım.  Sanma ki kötü bir hayatım oldu. Başka türlü de olabilirdi diyorum o kadar. Bir söz vardır bazen düşünürüm. Seçtiğin yol senin kaderindir." Bu söz beni oldukçe etkilemişti. Hani kaderim böyleymiş deriz ya, biraz da kaderimiz için yazılacak yazıyı biz şekillendiriyoruz. Seçimler kaderimize etki ediyor.

                "Biri benim hikayemi yazarsa şöyle bitirsin." dedi.

                 "Ben onun yanına hiç gidemedim ve gözlerinin içine bakamadım. Beni hiç tanımadı. Kalan ömrünü bensiz yaşadı. Ben onsuz öldüm."

NOT; Aslında bu hikayenin çıkış noktası bana böyle bir iş teklifinin gelmesiydı. Ben o işe gitmeyi o kadar çok istedim ki bunu size anlatamam. Fakat benim yerime başka birini bulmuşlardı. Ben buna çok üzüldüm tabi. Sonuçta o hastanın yanına aslında hiç gidemedim ve yardımcı olamadım.