25 Kasım 2016 Cuma

HAVA SOĞUKTU, ÜŞÜYORDUM



           Havanın soğuğu içime işliyordu. Etraftaki çam ağaçlarının üstü bembeyaz bir örtüye bürünmüş, görenlere anlatmak istediği bir şeyler varmış gibi suskunlukta konuşuyorlardı. Yokuştan aşağı iniyorduk ve kimseden çıt çıkmıyordu. Söylenecek çok şey vardı fakat çaresizlikten, yorgunluktan, ümitsizlikten ağızları bıçak açmıyordu.

           Üç yıl önceydi. Balık istifi olmuş minibüsün kapısı açıldı elinde poşetlerle bir yaşlı teyze belirdi. Ben hemen yerimden doğruldum ve teyzeye yer verirken hani o büyük bir kahramanlık yaptık gülümsemesi istemsizce belirdi yüzümde. Bir adam ayağıma bastı, ben de çığlığı bastım tabi. Bana göre böyle görgüsüzleri almayacaklardı araçlara. Adamla ayak üstü kavga ettim. İşten eve gelişlerin her zamanki bu sıkıntılı süreçleri, insanı daha da agresif yapıyordu. İki durak sonra minibüsten indim. Adam da benimle birlikte indi. Eve doğru ilerlerken aklımda yetiştirmem gereken projeler ve annemin doğum günüm için düzenlediği mütevazi yemek vardı. Bir ara adamın beni takip ettiğini fark ettim. "Hem görgüsüz, hem sapık" dedim içimden. Dönüp ağzının payını vermek için fazla düşünmeme gerek yoktu, nasılsa bunu fazlasıyla hak ediyordu.

           "Kardeşim ne takip ediyorsun beni, şimdi polis çağıracağım" diye öfkeli sesle bağırdım.

           Adamın yüzünde beklenmedik bir sakinlik ve tebessüm vardı. Sanki komik bir şey söylemişim gibi, gözlerini benden çevirmeden gülüyordu. Ben tekrar çıkıştım tabi, böylelerine haddini bildirmek için elime bir fırsat geçmişti bir kere.

           "Sana laf söylüyoruz pis pis sırıtıyorsun. Sağır mısın?"

            Bu arada apartmanın önüne gelmiştik. Benden daha çevik bir hareketle giriş merdivenlerini ikişer ikişer çıkıp anahtarla kapıyı açmasın mı? O zaman anladım ki bizim apartmanda oturuyor. İyi de ne zaman taşınmıştı. Hem burada oturması öküzlüğünü affettirmiyordu üstelik. Aşağıda çantamdan bir şeyler arıyormuşçasına biraz vakit geçirdikten sonra yavaş yavaş merdivenleri çıkıyordum. Kapıyı tutmuş benim de gelmemi bekliyordu. Önceki hatasını affettirmeye çalışıyordu belli ki. "İyi akşamlar" deyip önden çıktım. Baktım Hanife Teyzelere gelmişti ve elinde yine kapının anahtarı vardı. Anlaşılan o ki onların bir akrabası idi.

         Ertesi gün ve takip eden günlerde yine benzer karşılaşmalarımız oluyordu. Selamlaşma dışında bana söylediği her hangi bir cümle olmamıştı. Bir gün Hanife Teyze, eve geldiğimde bizdeydi. Çay faslına yetişmiştim ve mahalle dedikoduları yeni başlıyordu. Annemin yaptığı güzel ikramlardan alıp çaktırmadan odama geçeyim diyordum ki. "Ne zamandır seni göremiyoruz nerelerdesin bakalım?" diyen Hanife Teyze'ye cevap vermek ve yanlarında biraz oturmak zorunda kalmıştım. Derken yarı onları dinliyorum yarı telefonla hesaplarımı kontrol ediyorum derken konu Hanife Teyze'nin yeğenine geldi. Anlata anlata bitiremiyordu okulu birincilikle bitirmiş, nasıl da zekiymiş efendi, esprili çocukmuş. Bu benim gördüğüm olmasa gerek diye mırıldandım. "Ne dedin kızım" diye atladı hemen. Ben de "Karşılaşmıştık teyzecim onu diyordum." dedim.

         Birkaç gün sonra annem, yemek için komşuları da çağırmıştı. Temizliktir yemektir derken nasıl da yorulmuştum. Doğum günümde ben yorulmamalıydım diye düşünüyordum. Hemen sofra hazırlığına başlamam gerektiği konusunda annem tarafından uyarılmıştım. Bir an önce yatıp dinlenmek geçiyordu içimden.

         Komşular geldiler, üç beş kelam ettikten sonra sofraya oturduk. Annemin o güzel yemekleri tüm yorgunluğumu unutturmuştu. Arada gözüm Sinan'a gidiyordu. Bu çocuk hakkında yanılmışmıydım. Sofradaki nezaketi, neşesi beni şaşırtmıştı. Yemek bittikten ve çay servisi yaptıktan sonra kendi çayımı da alıp müsaade isteyip odama geçmeyi düşünüyordum. Hanife Teyze "Kızım Sinan'la birlikte siz gençler balkonda için çayınızı, sıkılmayın yanımızda" dedi. O akşam balkonda öyle eğlenceli bir sohbet geçti ki aramızda, gülmekten karnıma ağrılar girdi. Telefonlarımızı aldık birbirimizin. Arada hafta sonları bir şeyler yapalım diye sözleşip ayrıldık.

         Artık hafta sonlarını iple çeker duruma gelmiştim. Ne kadar akıllı biriydi, bu beni nasıl etkiliyordu anlatamam. Aynı aklı esprilerinde de kullanıyordu ya bu onu daha da dayanılmaz yapıyordu. Sonra alçak gönüllü fakat gururlu hali, insan sevgisiyle dolu hassas kalbi, gün geçtikçe daha da bağlanıyordum. Onun bana karşı duyguları bir arkadaştan öte değildi belki de. Konu hiç bir zaman aşka sevgiye gelmiyordu.

         Yine bir hafta sonu, birlikte sinemaya gitmek üzere anlaşmıştık. Yol boyunca işte yaptıklarımızdan, televizyondaki saçma sapan eğlence programlarındaki komik sahnelerden bahsettik. Sinemanın kapısında liseden arkadaşım Buket'le karşılaştık ki yıllar olmuştu onu görmeyeli. Ondaki değişim inanılmazdı. Son gördüğümde aşırı kiloluydu sürekli arkadan topladığı sarı saçları hafif dalgalıydı ve omuzlarından aşağı dökülüyordü. Gözlüğünü ve diş tellerini çıkarmıştı. Kendime bakınca ondan çok daha bakımsız görünüyordum. Ayaküstü biraz konuştuk, bu arada Sinan'la onu tanıştırdım. Aynı filme gireceğimiz için biraz da bu konuda lafladık, film başladı. Çok güzel bir aşk filmiydi ve gözlerim sulanarak izledim. Çıktıktan sonra bir yerlerde kahve içmeye karar verdik. Sinan, Buket'e de bizimle gelmeyi teklif etti. O akşam yine havadan sudan günlük olaylardan ofisteki komik maceralarımızdan bahsettik ve birlikte eve döndük.

           Kendi kendime artık bir karar almıştım. Ben de biraz bakımlı olacaktım. Gardrobumu yenilemeliydim. Kuaföre gidip biraz değişiklik iyi gelecekti. Sonra ona açılacaktım. Tüm duygularımı anlatacaktım ona. O da belki beni seviyordu.

           Bir kaç gün sonra iş dönüşü yine karşılaştık, bu kez ilk gördüğümdeki duygularım tamamen tersine dönmüştü ve bu halimi düşünüp şaşırıyordum. Bu arada bendeki değişiklikleri fark edip etmediğini sordum. "Güzel olmuşsun." dedi. Her gün bugün söyleyeceğim diye karar alıp, gün içinde vazgeçiyordum. Haftalar böylece geçip gidiyordu. İşlerimin yoğunluğu yüzünden, akşam geç saatlere kadar ofiste çalışıyordum. Sinan'ı bir süredir göremiyor, kapıda karşılaşmalarımızda özlem gideriyordum. Annem, Hanife Teyze'nin bizi yemeğe davet ettiğini söyledi. Bu bana göre müjdeli bir haberdi. Güzel bir elbise seçtim kendime, biraz makyaj yaptım. Annem ne kadar güzel göründüğümü söyledi. "İnşaallah o da beğenir" diyordum içimden. Aşağı indik hoşbeş ettikten sonra bu kez Sinan, "Gel seninle biraz yürüyelim" dedi. Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Herhalde benden önce o söyleyecekti. . Evin yakınındaki parkta biraz oturduk. Her zamanki gibi neşeliydi ama bu kez daha bir neşesi yerindeydi sanki. "Bak sana ne söyleyeceğim." dedi. "Benim de sana söyleyeceklerim vardı" dedim sonra. Onu dinlemeye karar verdim. Ne de olsa ilk olarak onun konuşması daha uygun olacaktı. Ben de yüksek sesle "Evet." diyecektim.

           Sonra birden bire yer sallanmaya başladı ne kadar sürdü bilmiyorum. Yerimden kıpırdayamıyordum Sinan'a sarıldım. Bir süre sonra karanlık kaplamıştı ortalığı, belli ki elektrikler de kesilmişti. Etraf toz duman olmuştu, çığlık sesleri geliyordu. Eve doğru koşturarak gittik. Bizim apartmanda büyük çatlaklar vardı ve annemler, Hanife Teyzelerle birlikte aşağıya inmişlerdi. Yan apartmanlardan bazıları yıkılmıştı ki buna yıkılmak denmez yerle bir olmuşlardı. Herkes acı içinde oradan oraya koşturuyordu. Yukarıdan bir kaç battaniye indirdik ve sabahı aşağıda etmeye karar verdik. Bu arada etraftaki binalardaki insanlar için bir şeyler yapmalıydık. Sinan telefon elinde, birilerine ulaşmaya çalışıyordu. Kendi çabalarımızla bazı evlerden kurtardığımız insanları battaniyelere sarıyorduk. Bir saati geçmişti ki siren sesleri yükselmeye başladı çevreden. Sinan "Ben gidiyorum" dedi. "Nereye" diye heyecanla seslendim. "Buket cevap vermiyor" dedi. "Buket mi?" Şaşkındım. Benim onların bu kadar yakınlaştığından haberim yoktu. Koşarcasına yanımızdan ayrıldı.

          Ertesi gün, yokuştan aşağı inerken gerçeklerle yüz  yüze geliyordum. Neredeyse tüm şehir yerle bir olmuştu. Bu beklendiği söylenen depremden çok fazlasıydı. Komşularımızın çoğu ölmüştü. Diğer semtlerden bazı akrabalarımız ve Buket...

           O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ben Sinan'a duygularımı asla anlatamadım. Buket'in ölümünden sonra Sinan'ın ruh sağlığı bozuldu. Bir akıl hastanesine yatırdılar. Hafta sonları ziyarete gittiğimde, her seferinde benim Buket olduğumu zannediyordu.  Bana yani Buket'e şiirler okuyordu. Ben de ona onu ne çok sevdiğimi ve onu dışarıda beklediğimi, hastaneden çıktığında evleneceğimizi söylüyordum...

            Daha da üşüdüm sonra.

         


                                                                                                                                                                                                                                   


Yorum yapma şeklinizi seçiniz: yada

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder