2 Kasım 2016 Çarşamba

ONSUZ GEÇEN BİR ÖMÜR

Hikaye


Sabah daha hava aydınlanmadan yola çıkmıştı. Tüm eşyalarını önceki gece toplamış, bir mektup bırakıp ayrıca bir vedaya gerek görmeden gitmişti işte. Oysa yaşanmış olan yılların burukluğu içindeyken hiç üzülmemiş gibi yapmak onun için oldukça anlamsızdı. Yolda durup sabah kahvaltısı niyetine gevrek aldı. Sahildeki çay bahçesine oturup deniz eşliğinde aldıklarını yedi. Bir sigara yaktı ardından, otobüsün kalkmasına bir saat vardı ve servis aracı gelir gelmez bindi arabaya.

Egzoz  ve mazot kokusunun eşlik ettiği havayı teneffüs etmek bir an midesini bulandırmıştı. Çocukken otobüslerde hep midesi alt üst olur, bazen de içi dışına çıkardı.

Koltuğuna oturdu, “Neyse ki yanım boşmuş şimdi rahat rahat uyurum.” dedi. Az sonra otobüs hareket etti. Camdan dışarıyı seyrederken yavaş yavaş gözleri kapandı. Uyandığında ilk mola yerinde, bir an tereddüt ettikten sonra inmeye karar verdi. Etrafta dolaşan insanların her biri ayrı hayatlara sahiptiler ama bu yol onları bir araya getirmişti. Belki hiçbiriyle bir daha karşılaşmayacaktı ve kimsenin hayatıyla ilgili de en ufak bir bilgisi bulunmuyordu. Fakat o, her zaman insanlara kendince hikayeler uydurup vakit geçirmeyi severdi. Mesela şu yaşlı adam ve karısı artık bir bağımlılık haline gelmiş evlilikleri sayesinde birbirlerinden hiç ayrılmıyorlardı. İki çocukları vardı fakat dışarıda okuyorlardı. Bu ikisi tatil günlerinde yollarını gözlüyorlardı evlatlarının.

“Ben ne vefasız adamım” dedi.. Babamı görmeyeli aylar olmasına rağmen bir telefon bile etmeye sanki üşeniyorum. Pınar bana ne çok kızardı babamı aramıyorum diye. Hatırlatmaktan hiç bıkmazdı. İnat etmiyordum da elim telefona gitmiyordu işte, babamı sevmediğimden değil de nedense aramız uzun zamandır iyi değildi.  

Pınar ise oldukça vefalı bir çocuktu. Anne ve babasıyla geçirdiği mutlu günleri sık sık hatırlar ve bana da hep onlardan bahsederdi. Ne kadar da hayat dolu bir kadındı. Ben ise onu  hiç hak etmiyordum. Bir anda kıvırcık saçları ve kocaman gözleri, gülümseyen yüzü  ile karşımda belirdi. Bu kadın bende ne buluyordu da beni bir türlü terk etmiyordu. Çevresinde ondan hoşlanan bir çok erkek olmasına rağmen gözü benden başkasını görmüyordu. Kendi kendime “Onu terk etmese miydim” diye düşündüm. Hem böylece işler kolaylaşırdı. Değişikliği sevmiyordum fakat artık beni boğan bir şeyler vardı o evde. Muavinin seslenmesiyle kendime geldim ve otobüsteki yerimi aldım. Ön tarafta bir genç, yüksek sesle müzik dinliyordu. Onun yaşındayken ben de böyle yapardım. Tekrar uyumak için koltuğumu arkaya yatırdım güneş gözlerimi aldığı için perdeyi kapattım.

Uyandığımda yeni mola yerindeydik. Yanımda da biri oturuyordu. Yaşlı bir amca eşyalarının kalan kısmını koltuğun altına yerleştiriyordu. Önemli olmalıydılar ki yanına almıştı. İçimden “Fazla konuşmasa bari, en iyisi uyku moduna tekrar girmek.” deyip gözlerimi tekrar kapadım. Yaşlı amca yol boyunca kitap okudu. Benimle bir kere bile konuşmamıştı. Bu kez de ben meraklandım. Okumayı bu kadar seven kaç kişi kalmıştı ki. Emekli bir profesördü, hala okuyordu. Hiç evlenmemişti ve yalnızlığından şikayeti de yoktu. Ben ise yalnız kalmayı sevmiyordum. Korkuyordum. Akşam olmak üzereydi. Otobüs benzin almak için tekrar durduğunda aşağıda çay içmeyi teklif ettim. Birlikte indik. “Evlat yıllar hızla akıp gidiyor. Şu hayatta en pişman olduğum şey bir çocuğumun olmamasıdır.” Buna şaşırmıştım çünkü bunun onda bir eksiklik yarattığını hissetmemiştim. “Biliyor musun?”dedi. “Bir zamanlar bir kadını sevmiştim çok iyi bir insandı. Onunla geçirdiğim her an beni nasıl mutlu ederdi bilemezsin. Kısacık kızıl saçları, bembeyaz bir teni vardı. Saçları gerçekten kızıldı ama öyle şimdiki boyalı saçlar gibi değil.

Üniversitede her günümüz birlikte geçiyordu. Ayrı kalmak beni öyle hüzünlendirirdi ki  bazen sabah olduğunda onu görmezsem içimi bir sıkıntı kaplar gözlerim buğulanırdı. Biz güzel bir çiftlik evinde yaşamayı hayal ediyorduk. Doğacak çocuğumuzla ilgili saatlerce konuşurduk. Birlikte yaşlanmanın hayalini kurardık.

Bana yurt dışında önemli bir okulda yüksek lisans yapma imkânı verilmişti üniversite tarafından. Kabul etmeyi kesinlikle düşünmüyordum.  Onu seviyordum ve ondan uzaklaşmak istemiyordum. O ise çok ısrar etti.  Burada beni bekleyeceğini söyledi. Ne desem dinlemedi. Geleceğimiz için bunu yapmamı, birlikte yaşayacağımız çok güzel günlerin olduğunu söyledi. Sonunda ikna oldum ve gittim. Önceleri her hafta mektuplaşıyorduk. Tabii sizin gibi bilgisayarda görüşmek yok o zamanlar. Aylarca sadece okul ve ev arasında mekik dokudum. Bir akşam üniversitede bir proje toplantısı sonrası arkadaşların da ısrarıyla bir partiye katıldım. Başlangıçta eğleniyor gibi görünmüyordum. Sonrasında alkolün de etkisiyle kendimi kaptırmışım. Partide bir kızla tanıştık sonraki günlerde de önceleri haftada bir olan görüşmelerimizin sayısı artmaya başladı. Ben aslında içten içe pişmanlık duyuyordum ama üniversite hayatıma da biraz renk gelmeye başlamıştı. Seçil’den gelen mektuplara verdiğim cevapların süresi on beş güne, derken bir aya uzamaya başlamıştı. Birinci yılın sonunda yaz tatili için Türkiye’ye dönmüştüm.  Seçil’le görüştüğümüzde ona biraz soğuk davranmıştım. O hiçbir şey söylemedi biliyor musun? Fakat bir daha da aramadı. O aramayınca ben de aramadım. Sonra bir baktım ki Linda bana sürpriz yapıp yanıma gelmiş. O’na İzmir’i gezdirdim. Çeşme’ye gittik birlikte. Buralara nasıl hayran kaldı anlatamam. Yazın sonunda, Amerika’ya birlikte döndük. Linda bir gün beni karşısına alıp “Seninle konuşmalıyız.” dedi. Bu beni çok şaşırtmıştı. Artık bana karşı duygularından emin olmadığını ve ayrılmak istediğini  yeni tanıştığı Martin’i sevdiğini söyledi. Ben, tabii çok üzüldüm. O yılı nasıl bitirdiğimi hatırlamıyorum. Kendimi aptal gibi hissediyordum.

Eve döndüğümde ilk işim Seçil’i aramak oldu. Fakat cevap vermiyordu. Oturdukları yerden de taşınmışlardı. Komşularına, ortak arkadaşlarımıza sorduysam da bir türlü netice alamadım. Yaptıklarım için öyle pişmandım ki. Onu aradığım zamanlarda, aslında başkasıyla olamayacağımı anladığım o karanlık geçen günlerde, her gün ağlıyordum. Eğlenceli, sevgi dolu, bir o kadar da beni mutlu eden sıcak gülümsemesi ve şefkatini hatırladıkça bir çocuk gibi ağlıyordum. Sahile gidip denize doğru dönüp hıçkırıklarımı kimse duymasın, kimse beni görmesin diye sessiz bir yere oturuyordum ve göz pınarlarım kuruyana kadar ağlıyordum. Bir adamın bu denli ağladığına daha önce inan şahit olmamıştım. Öyle acınacak haldeydim ki tarifi imkânsız. Aylarca kendime gelemedim. Onun gibi birine, bir daha rastlamam mümkün değildi ve ben onu kaybetmiştim. Buna değer miydi? Ben onsuz ne yapacaktım?”

Derken muavin seslendi ve biz otobüse tekrar bindik. Yaşlı adamla konuşmamak için numara yapan ben, bu kez hikayenin devamını dinlemek için sabırsızlanıyordum.

“Daha sonra ne oldu” diye sordum.

“Sonra bulabildiniz mi Seçil’i ?”.

“Hayır” dedi. “Bulamadım.”

Fakat bir gün ortak bir arkadaşımızla Konak’ta karşılaştık. Bana Seçil’den ve yaşadığı trajik kazadan bahsetti. Oturdukları evde bir yangın çıkmış. Gazdan zehirlenip ölmüş. Ben tabi bunu duyunca yıkıldım. Bir daha ne başka bir kadının elini tuttum, ne de yakınlaşmak için bir çabam oldu. Eğer ben ona ihanet etmeseydim, şimdi yanımda oturan o olacaktı. Belki iki çocuğumuzun yolunu gözlüyor onların iyi olmasından başka bir şeyi dert etmiyor olacaktık. Ölümüyle, beni bu dünyada gerçekten de kimsesiz bırakmıştı.”

Bu hikaye beni o kadar sarsmıştı ki bir an benim de aklıma, terk ettiğim sevgilim geldi. Hayatta olmadığını düşündüm. Uzak bile olsa hayatta olması benim için yeterli iken, onun ölme ihtimali ve benim onsuz geçen yıllarımda nasıl bir kâbusun içinde olacağım düşüncesi katlanılır gibi değildi.. Öyle ya, benim içimdeki karanlığı aydınlatan tek kadın oydu. Hatta tek insandı. Ben ise şımarıklık içinde onu terk ediyordum. Otobüs Ankara’ya ulaştığında, tekrar bilet aldım ve eve geri döndüm. Mektubu heyecanla kontrol ettim. Aman Allah’ım, bıraktığım yerde yoktu. Kesin okumuştu. Eşyalarını kontrol ettim hepsi duruyordu. Telefon açtım cevap vermiyordu. O gece evde, o adam gibi sabaha kadar acı içinde bekledim. Gelmeyeceğini anlamıştım. Benim gibi birisini ne yapsın ki…

Pişmanlık

Salonda uyuyakalmışım. Sabah bir çığlıkla uyandım. Arkasından bir kahkaha sesi geldi. Sevgilim meğer ailesini ziyarete gitmiş, bana ulaşamadığı için haber verememişti. İçimden, “Doğru, otobüste kapatmıştım” dedim. Evi temizlemeye gelen kadını sordu. “Bazen yanında olmayınca savsaklıyor. İyi temizlemiş mi bari” dedi. İçimden bir oh çektim.

“Eee sen ne yaptın bensiz bakalım” dedi.

Seni bekledim" dedim. Seni sonsuza kadar beklerim...
Yorum yapma şeklinizi seçiniz: yada

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder